yürekte SIZINTIyla başladık, ZAMANla öğrendik AKSİYON insanı olmayı, YENİ ÜMİTlerimizle yağdırdık YAĞMURları ve yeşeren GONCAları gördük...
 
  Dünya'ya açılmak için...
  İletişim
  (:ziyaret ettiğinize dair:)
  madagaskar
  O küheylan
  olimpiyatlar
  TÜRKÇENİN BAYRAMI
  Türkçe sevgisi
  O erler!
  5. Olimpiyatlar
  Gururlandım
  Laoa'şu minikler
  Farklı Dillere Türkçe Aşısı
  İsminin Hakkını Ver
  Şu bizim Rumeli...
  SEVDA TÜRKÜSÜ
  Necaşi ve Bilal'in memleketinden...
  Sefir Mazhar'ın torununun kızı...
  farkın kalkabileceğine inanmak
  Hicretin çocukları
  Gönüllüler Hareketi ve Dünya Barışı
  Sibirya semalarında yükselen
  Dünyanın ucundaki fener
  Kamboçyadaki Zaman Okulu
  Burası Tanzanya
  Ruslar, Türkçe için yarıştı
  ÖZEL YAĞMUR LİSESİ
  Türk Okulları ile gelen Hidayet
  Dünya çocukları ‘Türkçe’ konuşuyor
  Dört buçuk saatlik bir rüya
  “CENNET UCUZ DEĞİL”
  BARIŞ KÖPRÜLERİ
  Bir Türk öğretmenin Meksika günleri(I)
  Bir Türk öğretmenin Meksika günleri(II)
  Tayvan'da Türk Okulu Açıldı
  Endonezya, Türk okulunu model seçti
  Türkiye'nin adını dünyaya duyurdular
  mezuniyet ve sonrası
  sevgi okullarına dair
  Değerliler..... şiirler....
5. Olimpiyatlar
5.Uluslarası Türkçe Olimpiyatı Yazdır E-posta

ImageGeçen hafta başlayan 5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları şarkı ve şiir yarışması devam ediyor. Evet her ne kadar (bizim site dahil) değerli basınımız, seçimden başını kaldırıp bu kadar önemli bir organizasyonu vermeseler bile, siz bilin ki Türkiye çok önemli bir organizasyona 5. kez ev sahipliği yapıyor.

Tam 100 ülke katılıyor bu sene.

ABD’den Çin’e, Laos’tan Kamboçya’ya, Maldiv Adalarından Srilanka’ ya, Kongo’dan Myanmar Burma’ya, İsveç’ten Tunus’a kısacası Dünya’nın dört bir yanından Türkiye’ye, Türkçe’yi konuşmak için geldiler..

Pek çoğumuza sorsanız bırakın gidip görmeyi, ismini çok az telaffuz ettiğimiz, çok az duyduğumuz, hatta önünüze bir harita açıp ta bir anda bulamayacağınız ülkelerden gelen çocuklar var.

Ki o ülkelerden bir çocuk karşınıza dikilip, siyah derisi altında parlayan inci gibi dişleriyle gülümseyerek size “merhaba” diyor.

Tam tamına 550 çocuk katılıyor. 550 genç yürek Türkçe şiirlerle, Türkçe şarkılarla duygulanıyor, Türkçe konuşarak anlaşıyor.

Yanlarında sadece kültürlerini değil, barış, sevgi, kardeşlik, dostluk, umut getirmişler...

Organizasyonu izliyorum...

Biliyorum ki ve sizler de bilin ki,.. Türkçe Türkün dili ise, onlar da bizim kadar Türk’tü.. Bizdendi….Bizimleydi..

Sanki edebileşmişti dilimiz.

Sanki sadece biz değil, dağ taş lal kesilmişti.

Titreyen sesleri yüreklerin bam telini titretiyordu.

Duygulu anlar yaşandı.

Duygulanmamak, gururlanmamak, umutlanmamak mümkün mü?

Birden imrendim perde arkasında binbir heyecanla onları izleyen öğretmenlerine..

 Kolay değildi elbet, bazılarımızın ismini bile bilmedikleri yerlerde, biz kokan çiçekleri, binbir emek ve hassasiyetle yetiştirmek.

 Elbette biliyorlardı onlar da; gidip de dönmemenin, dönüp de bulamamanın olduğunu..

 Elbette hiçbir el ana eli kadar şefkatli, hiçbir bakış bir babanın evladını sımsıkı kuşatan bakışı kadar sevgi dolu, hiçbir omuz kardeşin omzu kadar candan değildi.

Özlemez miydi onlarda yad elde baba ocağını?

 Ya da içlerinde yok muydu sevdiğini, çocuğunu, yüreğini burada bırakıp da giden?

 Yok muydu korkuları memleketin bağrından kopup da giderken?

 Elbette vardı korkuları, hasretleri.

Ama zor olanı başarmaktı onlara düşen.

 Onlar bir "dava" için yola düşmüşlerdi.

 Onlar bir "davayı" savunmanın, bir dava adamı olmanın, laf üreterek olmadığını, fedakarlık, kararlılık ve cesaret istediğini pekala bilenlerdi.

 Onlar kabadayılığı ideolojinin parçası sanan, yozlaşmış, körelmiş içi boş kimselerle kıyaslanamayacak kadar milliyetçi;

 “Benim anamda başı örtülü ama, siyasal simge olan türbana karşıyım ben” diyen insanlarla kıyaslanamayacak kadar dindar ve bilgili;

Boğaz manzaralı villalarının dışındaki hayatı bilmeden vatan kurtaranlarla kıyaslanamayacak kadar vatanperver, Mahsuni’nin deyimi ile “toprak görmeden köylüden yana olan”larla kıyaslanamayacak kadar samimi ve aydınlardı..

 Şimdi içinizden bir kısmı "neden aynı hizmeti Türkiye’de vermiyorlar, neden sen de katılmadın onlara?” demeye başlayacak. Ya da davaya hayat verenleri bilmeden eleştirmeye devam edecek..

 “Arkadaşlar”, diyeceğim ben de .

“Türk’ün adını dünyaya duyurmak, dünyanın herhangi bir yerine gittiğinizde size birilerinin Türkçe selam verip hal hatır sorması nasıl bir duygudur tahmin edebilir misiniz?

 Üstelik hayatta herkesin bir misyonu vardır ya da olmalıdır. İşte bir kısmımız kimi ülkelerde geleceğin üst kademlerde yer alacak insanlarına bugünden bizi tanıtıyor; hatta bizden kılıyor.Geri kalanlarımıza ise bu ülke için, bu topraklarda hizmet etme şerefi
kalıyor.

 Kalanlara düşen bir diğer görev ise dünyanın dört bir yanından gelmiş olan bu çocuklara bütün kalbimizle sarılmak. Onlara, dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun kendi topraklarında olduklarını, bizden bir parça olduklarını hissettirebilmek… bari bunu yapın" diyeceğim.

 Yapabildik mi peki?

 Yapabiliyor muyuz peki?

 "Bu tabloda ben neredeyim?" diye bir sorun kendinize.

 Bu güzelliği, lütfen önyargılı olmadan, ideolojik bakmadan, siyasete saplanmadan değerlendirin.

 Burada kim neye nasıl hizmet ediyor düşünün.

 İşte o zaman “dava” nın ne olduğunu çok daha iyi anlarsınız.

 İşte o zaman belki “dava” ya hayat verenleri, kuru kuruya, birilerinin sözlerine kanarak eleştirmeyi bırakırsınız.

 Devletin bu çocuklara karşı bir sorumluluğu var.

Bu sorumluluk bu çocuklara bir de T.C. Kimliği vermek, T.C. vatandaşı ilan etmektir.

 Abarttığımı düşünenler veya Türk Vatandaşı olmak bu kadar kolay mı? diyenler olabilir.

Sen Tarihine küfreden Orhan Pamuk'a,

Sen Türk Bayrağını sallamaya korkan Edip Akbayram'a,

 Fildişi kullerinde oturup, halkı küçük gören, dinini, örfünü, tarihini reddeden sözüm ona aydınlara, bu kimliği verebiliyorsan, Türk diyebiliyorsan,

bilki bu çocuklar, bu kimliği onlardan misli misli fazla hak ediyor ve bilki onlardan katre katre fazla Türk'tür.

Mirza Özbekoğlu
30 Mayıs 2007 Çarşamba
http://www.sonsayfa.com

Bugün 1 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı!
* vaktim *  
   
*şairane*  
  Bu aşkı bana yaz Allah'ım,
Aşıkların ardına beni de yaz,
Hangi gurbet olursa olsun,
Ecel nerede bulursa bulsun, Bir kutlu sevda,
Bana da yaz.....
 
önden giden atlılar  
  Issız sıcak çölleri

Karşı karlı dağları

Çoktan aşıp gittiler

Kayboldular uzakta

Önden giden atlılar

Ben burada kaldım böyle

***

İşleri aceledir

Çok uzundur yolları

Bense geride kaldım

Yetişemedim size

Önden giden atlılar

***

Gittiler hep gittiler

Aştılar kızgın çölü

Toprak tükendi bir gün

Denize ulaştılar

***

Çektiler dizginleri

Kendileri dursa da

Atlar duramadılar

Çaresiz kalıp birden

At sürdüler denize

Önden giden atlılar




Önlerinde okyanus

Kızgın bir çöl arkada

Asıl içlerindedir

Zaptedilmez bir deniz

Önden giden atlılar

***

Teknik değişti diye

Bıraktılar atları

Atlarsa bu kıyıda

Sanki sevgili gibi

Onları beklediler

Günlerce beklediler

***

Yeri yırtar ayaklar

Göğe fırlar başları

Nerden çıktı bu deniz

Bizi ayıracaklar

Önden giden atlardan

***

Sevgiliden daha zor

Ayrılmak bu atlardan

Buğulanmış gözlerle

Geri dönüp onları

Gemilere aldılar

Önden giden atlılar
Üç gün duramadılar

Yaptıkları gemide

Karşı kıyıda yeni

Güzel atlar buldular

Yaktılar gemileri

Önden giden atlılar

***

Vardılar Kurtuba’ya

İnmediler atından

Gülle karşılandılar

Ne güzel atlar bunlar

Bunca yol çiğnediler

Çiçek çiğnemediler

Önden giden atlılar

***

Önden giden bu atlar

Seni gördüler kalbim

Sahabe atlar bunlar

Dünyanın beklediği

Önden giden atlılar

Önden giden atlılar

***
OSMAN SARI

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol